700 – Tarımda aktif olarak kullanılan tür sayısı.
17 – Sebebiyet verdikleri ispatlanmış ölümcül hastalık sayısı.
75.000 Ton - Ülkemizde ithal edilen ve üretilen miktar.
26 kg - Sebze - Meyve alanlarımızda kullanılan hektar başı miktar.
70 – Hayatlarımızda yer almaya başladıklarından beri geçen yıl sayısı.

Rakamlar, bilinçsiz tüketim alışkanlıklarına sahip bireylerin, düzenli olarak tükettikleri tarımsal ürünlerdeki organizmaları yok eden, bu amaçla doğrudan ürünlerin üzerine uygulanan, toksik madde içeren kimyasallara, "Pestisit" lere ait.

Sanıldığının aksine "bol suyla yıkamak" pestisitlere etki etmiyor. "Sirkeli suda bekletmek" çoğu zaman yararlı bir çözüm değil. "Köyde bir tanıdığımız var, çok doğal ürünler satıyor" düşüncesi ise etki alanını yitireli yıllar oldu...

Uygulama aşamalarından sonra; toprağa, havaya, biyoçeşitliliğe, insan sağlığına da ciddi zararlar veriyor. En sarsıcı nokta ise: Kaybolmuyorlar... Topraktan havaya, havadan ise yağmur ve karla birlikte tekrar toprağa karışıyor, ekosisteme dahil oluyorlar.

Kimyasal tarım ilaçları, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, ithalatına izin verilen GDO’lu mısır ve soyalar, tarım arazilerinin daha "yüksek" verim vaatleriyle verimsizleştirilmesi… Bunlar ve benzeri birçok konu; sosyal medya, bloglar, gazeteler ve televizyon programları vasıtasıyla sürekli hayatlarımızda yer almakta. Peki haklarında sayısız bilimsel çalışmanın yapıldığı, milyar dolarlık ilaç şirketleriyle sivil toplum kuruluşlarını, politika uygulayıcısı siyasetçilerle aktivistleri karşı karşıya getiren bu kavramlar, yaşamımız için ne kadar önemli? Bilimsel çalışmalar doğrultusunda, karmaşık ilişki ağlarıyla birbirine bağlı, birbirinden ayrı değerlendirilemeyecek kadar iç içe geçmiş bu konu başlıklarını, sizler için 7 maddede özetlemeyi hedeflediğimiz araştırma dosyamızın bu haftaki konusu "Pestisitler ve GDO".

1. TEHLİKENİN İLK ADIMI: PESTİSİTLER

Pestisitler, bitkilere zarar vermek isteyen potansiyel zararlı organizmaları, tarlalardaki yabani otları, böcekleri ve bakterileri yok etmek üzere tasarlanan, biyolojik ve kimyasal ajanlara verilen genel ad. Özet olarak canlı organizmaları öldürmek üzere üretilen zararlı kimyasallar. Peki bu kimyasallar sadece amaçlarına uygun olarak mı etki ediyorlar? Cevap: Hayır.

Pestisitler, maksimum 5% oranında hedeflerine etki ediyorlar. Geri kalan 95% ise; hava, su, toprak, rüzgar gibi faktörlerle, zarar verici kimyasallar olarak ekosisteme karışıyor. Pestisitlerin en büyük tehlikesi ise buharlaşma ve içme sularına karışabilme özellikleri. Doğrudan bitkilerin üzerine, tohumlara ve toprağa uygulandıklarından, toprağın çok derinlerine kadar nüfus edebiliyor ve bu yolla içme sularına dahi karışabiliyorlar.

Bilimsel olarak yapılan çalışmalar, pestisitlerin sebebiyet verdiği ölümcül hastalıklar konusunda bir çok bulguya ulaşmayı başarmıştır. Bu araştırmalardan ve pestisitlerin sebebiyet verdiği hastalıklardan bazıları şunlardır:

  • ALZHEIMER (Department of Neurology and Alzheimer's Disease, Emory University School of Medicine)
  • ASTIM (The University of Melbourne, Melbourne, Victoria, Australia)
  • DOĞUM KUSURLARI (College of Public Health, The University of Iowa, Iowa City, Iowa)
  • ÇOCUKLARDA BEYİN TÜMÖRÜ OLUŞUMU (Center University of Alabama at Birmingham)
  • LENF KANSERİ (Occupational Cancer Research Centre,  Toronto, Canada)

Bu hastalıklara ek olarak; Diyabet, Parkinson, cinsel işlev bozuklukları, endokrin bozuluklar da pestistlerin sebebiyet verdiği hastalıkların bazılarıdır.

2. EN YAYGIN PESTİSİT - GLİFOSAT HER YERDE

Glifosat, dünya üzerinde en yaygın olarak kullanılan pestisit olarak biliniyor. Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu tarafından kanserojen olarak tanımlanan bu pestisit, gıdalarda çok düşük düzeylerde kalıntı bırakması halinde dahi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Önemli bir bilgi ise, örnek olarak buğday üretiminde, glifosata ülkemizde 10 mg/kg’ye kadar izin veriliyor olması. Bu üst limitin 20 binde bir oranında gerçekleştirilen araştırmanın bile, hayvanlar üzerindeki sonuçları ürkütücü iken, 20 bin kat daha fazla bir üst limit belirlenen buğday hakkında ciddi endişeler barındırmak, son derece haklı bir duruş olacaktır.

3. GDO ve GLİFOSAT BAĞLANTISI

Glifosat tek başına zaten yeteri kadar tehlikeli bir kimyasal. GDO bağlantısı ise, bu kimyasalı daha tehlikeli hale getiriyor. Bağlantıları ise şu şekilde gerçekleşiyor: Glifosat kimyasalı kullanılmadan, GDO’lu tarım yapmak imkansız kılınıyor. Farklı bir açıdan ise GDO’lu mısır ve soya tarımında, glifosat kullanımı zorunlu hale getirilmiştir. Yani bir yerde GDO’lu soya varsa, mutlaka glifosat da bulunmaktadır.

4. GDO-GLIFOSAT VE SOYA GERÇEKLERİ

Pestisit - GDO ve glufosat bağlantısının dördüncü halkası soyadır. Soya, şu anda dünyada en çok kullanılan ve özellikle üretim sektöründe en çok ihtiyaç duyulan gıda ürünlerinden biridir. Birçok farklı şekilde işlenmesi, farklı tiplerinin olması ve sayısız gıdada, hatta kozmetikte dahi kullanımının tercih edilmesi, soyaya ayrı bir önem katmaktadır.

Soya; reçeller, içecekler, ekmekler ve fırın ürünleri, şekerlemeler, çikolatalar, vitamin hapları gibi 6000’den fazla ürün ve yüzlerce alanda kullanılmaktadır.

Buraya kadar sorun yok gibi gözükse de, soya ihtiyacının 97% civarını yurtdışından temin eden ülkemizde, durum riskli bir boyuttadır.

Amerika’daki soya üretiminin 92%’si, Arjantin’dekinin %100’ü, Paraguay’dakinin ise 95%’i GDO’lu ürünlerdir. Ülkemiz ise, 2.5 milyon tonsoyayı bu ülkelerden ithal etmektedir. Sizce ithal ettiğimiz ve GDO’lu olduğu bilinen soya ve mısırlar, hayvan yeminin dışında doğrudan gıdalarımıza da sızmakta mıdır?

5. GDO’ya İZİN VERİLİYOR

Biyogüvenlik Kurulu, GDO, GDM ve ürünleri ile GDO’lardan elde edilen ürünlerin ithalat, transit geçiş, boşaltma, işleme, ihracat, etiketleme, izleme, denetim ve kontrolü konusunda yetkilendirilen resmi kurumdur. Biyogüvenlik Kurulu, özellikle Beyaz Et Sanayicileri Derneği başta olmak üzere, farklı kurumların 30’dan fazla GDO’lu ürün ithalat başvurusunu kabul etmiş ve ülkeye girişini serbest bırakmıştır. Son olarak genetiği değiştirilmiş olan, GDO’lu Mon-40-3-2 isimli soya çeşidinin "gıda amaçlı ithalat izni" onaylanmıştır. Bu da, GDO’lu soyanın hayvan yemi olarak yıllardır kullanılmasının ötesinde, iyi kontroller yapılmadığı takdirde, gıdalarımızda da direk olarak kullanılabileceğinin göstermektedir.

6. BU KADAR GDO’LU SOYAYA NE OLACAK?

Soyanın kullanım alanları sayılamayacak kadar çok. Şirketlerin öncelikli amaçları, hayvan yemi olarak soyanın kullanılması olsa da; sucuk, salam, sosis gibi kahvaltılıklar, köfte gibi et ürünleri ve et suyu tabletleri; soya yağı veya soya lesitini içeren gofret, çikolatalı krema, hazır çorba, patates cipsi, krem peynir, soya etli kıyma, soya unu, fındık ve fıstık ezmesi, çikolatalı ürünler, pastacılık ürünleri başta ekmek olmak üzere çeşitli unlu mamüller; hazır çorbaların tamamı soyadan etkilenmektedir. Bunların haricinde birçok kullanım alanları olmasına karşın, şu an için sadece gıdadakilere değinmekteyiz.

7. PEKİ ŞİMDİ NE YAPILMALI?

Bilgi her zaman sorumluluk gerektirir. Kısa bir özet yapmak gerekirse döngü şu şekildedir:

1. Pestisitlerin geliştirilmesi ve tarım arazilerinde kullanılması.
2. Glifosat’ın yaygınlaşması ve en çok kullanılan pestisit haline getirilmesi.
3. Soya, mısır gibi GDO’lu yiyeceklerin glifosata bağımlı hale getirilmesi ve bu kimyasal olmadan tarımlarının yapılamaması.
4. Ülkemide GDO’lu soya ve mısıra yem ve gıda tüketimi olarak ithalat izin verilmesi.
5. Tavuk, küçükbaş ve büyükbaş hayvanların bu GDO’lu yemlerle beslenmesi.
6. GDO’lu soya ve mısıra ait glifosatın ülkemize giriş yaparak, hayvan beslenmesi, buharlaşma, yer altı sularına karışma gibi farklı yöntemlerle ekosistemimize zararlı kimyasal olarak dahil olması.
7. Kimyasallar ve gen müdahaleleri sonucunda, onlarca ispatlanmış ölümcül hastalığın toplumumuzu ve tüm insanlığı etkilemesi.

Pestisitler, sadece sıradan tarım ilaçları değil, aynı zamanda ekonomiyi, biyoçeşitliliği, insan ve hayvan sağlığını, ekosistemi doğrudan etkileyen, zarar veren kimyasallardır. Aynı zamanda GDO ile olan doğrudan bağlantısı, kimsenin masum olmadığı bu büyük oyunda, glifosatı başrol oyuncusu haline getirmektedir.

Bilinçlenmek, etiket okuma kültürümüzü arttırmak ve sorgulamak, doğru, güvenilir, analiz raporları eşliğinde konulara bilimsel yaklaşan kaynaklardan alışveriş yapmak, bizleri daha sağlıklı bir geleceğe taşıyabilecektir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER BAŞLIKLAR

Pestisitler

Uygulama aşamalarından sonra; toprağa, havaya, biyoçeşitliliğe, insan sağlığına da ciddi zararlar veriyor. En sarsıcı nokta ise: Kaybolmuyorlar... Topraktan havaya, havadan ise yağmur ve karla birlikte tekrar toprağa karışıyor, ekosisteme dahil oluyorlar.

Buzdolabımızdaki Sinsi Tehlike: Koruyucular

Haftalarca raflarda bekleyen, küflenmeyen yoğurtlar. Dondurulmadan, 3 aydan fazla dayanıklılığını koruyan mantılar. 20 gün boyunca yenilebilen "köy tipi" ekmekler... Bütün bu gıdaların ortak noktası, katkı ve koruyucu maddeleridir, yani gıda kimyasalları.

Bakteriler, Fermantasyon ve Beslenme

Kilo kontrolünden, hamilelik sürecine olumlu katkısına, kanser türleriyle savaşından, bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmesine, astımdan depresyonu önlemesine kadar bir çok olası olumsuz durum için, adeta bir kalkan vazifesi görüyorlar: bakteriler.

Endüstriyel Hayvancılık ve CLA

Zaman zaman gıda güvenliği standartları çerçevesinde spekülatif haberlerle, dönemsel tüketim artışına bağlı olarak fiyat dalgalanmalarıyla ve ithalat süreçlerine yerel üretici birliklerinin yaptığı itirazlarla gündeme gelen, en tartışmalı temel besinlerimizden biri: Kırmızı et.