Mucizevi Canlı Organizmalar

50: Düzenli alındığında, bağışıklık sistemi fonksiyonlarında sağladığı artış yüzdesi.
25: Yeterli miktarda alınmamasıyla bilimsel olarak ilişkilendirilmiş hastalık sayısı.
17: Bilimsel çalışmalar sonucu kanıtlanmış faydaların sayısı.
100: Eksikliğinden kaynaklı hastalıklara harcanan paranın milyar Dolar karşılığı.
85-15: Sağlığımız için en önemli kriter olan bakteri dengesinin yüzdesel karşılığı

Yukarıdaki rakamlar; insan vücudunda ortalama 2,5 kg kadar bulunan, MÖ 3000’li yıllarda, sütün daha uzun süreler nasıl korunacağına dair başlatılan çözüm arayışlarından, Nobel Ödül’ü sahibi Dr. Elie Metchnikoff’ un gözlemlerine, 1965 yılında "probiyotik" ismini alarak, hakkında yoğunlaştırılan araştırmalardan, 2000’li yılların başında Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler’in sponsorluğunda yapılan çalışmalara kadar uzanan bir yolculuğa, probiyotiklere ait.

Dr. Michael L. McCann’in: "20 yüzyıl için mikrobiyoloji ve antibiyotikler ne kadar önemliyse, 21. yüzyılda için de probiyotikler o kadar önemli olacaktır" söylemi, probiyotiklerin hayatlarımızda ne kadar büyük bir yere sahip olduğunu ve nitelikli araştırmalar çoğaldıkça, bu önemin artacağını gösterir niteliktedir.

"Bakteriler, Fermantasyon ve Beslenme’’ konulu araştırma dosyamızın ilk bölümünde bu hafta; probiyotiklerin faydaları, eksikliğinde ortaya çıkan olası olumsuz durumlar, temin edilmesi gerekilen kaynaklar ve önleyici nitelik taşıdığı hastalıklardan bahsedecek, dosyamızın gelecek bölümlerinde ise, probiyotiklerin tiplerini ve özelliklerini detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

 

Neden Bu Kadar Önemliler?

Probiyotikler; enfeksiyonlarla savaşma özellikleri taşıyan, "iyi" ve "kötü" bakterilerin dengesini sağlayan, yoğun olarak sağlıklı bağırsak sistemlerinde, vücut hücrelerinde bulunandan 10 kat daha fazla, sayı olarak ise 100 trilyon civarında olan canlı organizmalardır.

Probiyotikler, öncelikle patojenlerden, yani hastalıklara sebebiyet veren bakteri, virüs, mantar gibi organizmalardan vücudumuzu korur. Aynı zamanda K vitamini, B12 vitamini ve kısa zincir yağ asitleri üretimi, probiyotiklerin diğer görevleri arasındadır. Peki probiyotikler vücudumuzda nasıl çalışıyor?

 

Sağlıklı Geleceğin Teminatı

Probiyotiklerin çalışma sistemi, tamamen bakteri dengesi üzerine kurulu. Bağırsak floramızdaki bakterilerin %85’i iyi, %15’i kötü olarak adlandırabileceğimiz bakterilerden oluşuyor. Vücut sağlığımız, probiyotiklerin sağladığı bu yüzdelik dengeden direk olarak etkilenmekte. İnsan vücuduna dışarıdan yapılan müdahalelerle bozulan bu oranı dengeleme görevini üstlenen probiyotikler, doğru kaynaklardan, doğru yöntemlerle alındıklarında ve dışarıdan müdahalelerle zarara uğratılmadıklarında, görevlerini kusursuz olarak devam ettirebiliyor ve sayısız hastalığa karşı kalkan vazifesi görebiliyorlar.

 

Probiyotik Varsa, Hastalık Yok

Araştırmalar sonucunda, probiyotiklerin oluşumlarını engellediği veya hastalık sürecinde iyileşme adına pozitif katkı sağladığı hastalıkların bazıları şu şekilde listeleyebiliriz:

  • Bağışıklık sistemi güçsüzlüğü
  • Kanser türleri
  • İdrar yolu enfeksiyonlarını
  • Sindirim fonksiyonu rahatsızlıkları
  • Çocuklarda egzama
  • Gıda kaynaklı hastalıklar
  • Karaciğer rahatsızlıkları
  • Mantar enfeksiyonları
  • Şeker Hastalığı (Diyabet)
  • Romatizmal Hastalıklar
  • Hashimato hastalığı 
  • Sedef hastalığı
  • Ülseratif kolit
  • Crohn hastalığı
  • İrritabl bağırsak sendromu
  • Multiple Skleroz (MS)
  • Otizm
  • Depresyon
  • Kronik yorgunluk 
  • Çocuklarda öğrenme bozuklukları
  • Dikkat eksikliği
  • Şizofreni 
  • Gıda intoleransları
  • İrritabl bağırsak sendromu
  • Reflü

 

Nasıl Zarar Veriyoruz?

Probiyotik dengemizin bozulması, sandığımız kadar zor olmasa da, doğru beslenme ve hayat kalitemizi arttırmaya yönelik çabalarla, bu dengenin ideal şartlarda kalmasını sağlayabilir, bu doğrultuda daha sağlıklı bir yaşam sürebiliriz. Peki probiyotik dengemize ve sağlıklı yaşama idealimize nasıl zarar veriyoruz?

Bilinçsizce kullanılan ve her fırsatta başvurulan antibiyotik ilaçlar ve GDO’lu gıdalar, verilen zararın iki önemli aktörü konumunda. Tarım ilacı kullanılan, kontrolsüz gıdalardaki pestisit kalıntıları, musluk suyu tüketimi, analizsiz ve gıda güvenliği standartlarına uygun olmayan besinler, bağışıklık sistemimize verdiğimiz zararın diğer oyuncuları. Aynı zamanda tüm şeker tiplerinin kullanımı, stresli yaşam tarzı, genetiğiyle oynanmış buğday ve bu buğdaydan üretilen tüm çeşitlerin de, probiyotik dengemizi olumsuz yönde etkilediği ispatlanmıştır.

 

Yedikçe Zayıflama Mucizesi

Probiyotiklerin sayısız faydalarının yanında, dışarıdan alındığı süre zarfında ve sonrasıda ki zayıflatıcı özelliği, bilimsel çalışmalarda da ispat edilmiştir.

Çalışmada, 24 hafta boyunca obez kadınlar üzerinde yapılan araştırma, probiotik tiplerinden, bağırsak florası için en yararlılarının arasında bulunan Lactobacillus rhamnosus laktik asidinin kilo verdirici faydasını ortaya koymuştur. Araştırmada, önerilen diyeti uygulayan kadınların bir kısmına, diyete ek olarak Lactobacillus rhamnosus takviyesi de verilmiştir. 24 hafta sonra, 2 grupta da yağ kaybında ciddi azalmalar gözlenirken, Lactobacillus rhamnosus verilen kadınlarda, diyetin bitimini takip eden 3. ayın sonunda dahi, kilo kaybının, yağ oranında azalmanın devam ettiği gözlemlenmiştir. Bu durum, probiyotik ağırlıklı beslenme düzeni sonucu artış gösteren faydalı bakterilerin, diyet yapılmasa dahi, ideal kiloya ulaşmaya yardımcı olduğunu kanıtlamaktadır.

 

Doğru Kaynaklar, Doğru Sonuçlar

Probiyotik açıdan zengin yiyeceklerin hayat kalitemizi değiştirdiğine, sağlıklı bir geleceği oluşturmamız için bağışıklık sistemimizi destekleyici etkide olduğuna dair yapılan sayısız bilimsel araştırma ışığında; daha kaliteli, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaşam için, neler yememiz gerektiğini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Doğal fermente yoğurt
  • Doğal fermente turşular
  • Doğal fermente zeytinler
  • Kefir, boza, şalgam gibi içecekler,
  • Yayık tereyağı
  • Doğal fermente sirkeler

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER BAŞLIKLAR

Pestisitler

Uygulama aşamalarından sonra; toprağa, havaya, biyoçeşitliliğe, insan sağlığına da ciddi zararlar veriyor. En sarsıcı nokta ise: Kaybolmuyorlar... Topraktan havaya, havadan ise yağmur ve karla birlikte tekrar toprağa karışıyor, ekosisteme dahil oluyorlar.

Buzdolabımızdaki Sinsi Tehlike: Koruyucular

Haftalarca raflarda bekleyen, küflenmeyen yoğurtlar. Dondurulmadan, 3 aydan fazla dayanıklılığını koruyan mantılar. 20 gün boyunca yenilebilen "köy tipi" ekmekler... Bütün bu gıdaların ortak noktası, katkı ve koruyucu maddeleridir, yani gıda kimyasalları.

Bakteriler, Fermantasyon ve Beslenme

Kilo kontrolünden, hamilelik sürecine olumlu katkısına, kanser türleriyle savaşından, bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmesine, astımdan depresyonu önlemesine kadar bir çok olası olumsuz durum için, adeta bir kalkan vazifesi görüyorlar: bakteriler.

Endüstriyel Hayvancılık ve CLA

Zaman zaman gıda güvenliği standartları çerçevesinde spekülatif haberlerle, dönemsel tüketim artışına bağlı olarak fiyat dalgalanmalarıyla ve ithalat süreçlerine yerel üretici birliklerinin yaptığı itirazlarla gündeme gelen, en tartışmalı temel besinlerimizden biri: Kırmızı et.